TAŞ KIRILIR TUNÇ ERİR,AMA TÜRKLÜK EBEDİDİR... YÜCE ÖNDER MUSTAFA KEMAL ATATÜRK"

ŞEHİT MEKTUPLARI



Adı Soyadı : Rahmi DANA
Baba Adı : Ahmet
Ana Adı : Mürvet
Doğum Yeri : Simav / Kütahya
Doğum Tarihi : 12.03.1972
Şehit Olduğu Yer : İdil - Şırnak
Şahadet Tarihi : 24.06.1994




AĞLAMA ANAM

Eline yakmış bayram kınası
Bayram günü ağlar polis anası
On iki ay dolmayınca yoktur faydası
Yollara bakıp ta ağlama anam

Bayram sabahı şafak atıyor
Sokaktaki yetim bizi bekliyor
Yollardaki yolcular bizi bekliyor
Mektubumu okuyup ta ağlama anam

Polis oldum anam bileğim bükülmez
Kurşun yesem kanım dökülmez
Zalim gurbetin çilesi bitmez
Yollara bakıp ta ağlama anam

Anam rüyamda gördüm seni
Uyanıp ta baktım ki gurbet ocağı
Felek kalbime vurmuş bıçağı
Resmime bakıp ta ağlama anam

Yapraksız dalda bülbül öter mi
Sizlerden ayrılmayı gönül ister mi
On iki ay saymakla biter mi
Arkadaşlarımı görüp te ağlama anam

Hasret ateşi düşmüş göğsüme
Saçlarımı bir bir yolsam biter mi
Ağlasam ağlamasan gider gelir mi
Ağlayıp da gurbette üzme anam

18.01.1993
Rahmi Dana
05 Ekim 2002, VATAN SAGOLSUN
Dağların Levent'ini kahpe kurşun aldı - Binlerce şehidin binlerce gazinin ve 15 yıldır ağlayan Türkiye'nin öyküsü - IOsman SERTOĞLU Kendisine "Dağların Efendisi" derdi. Bölücülere o dağlarda göğüs gerdi. Ve yine o çok sevdiği dağlarda şehit düştü.
Güneydoğu Anadolu'da ilk hain kurşun sıkıldığında, dönemin Hükümet yetkilileri "Bir avuç çapulcu sürüsünün yaptıkları" diye tanımlamıştı yaşanan olayları. Ancak bundan 17 yıl önce o ilk kurşunu sıkan çapulcu sürüsü, yıllar geçtikçe, Türkiye'nin yüreğine hançer üstüne hançer vurdu. Sayıları bir bir artan binlerce şehit verdi Türkiye. Vatan uğruna toprağa düşen binlerce şehidimizin yakınlarının gözyaşları hiç dinmedi. Bu dizide, bayrak ve vatanı için düşmüş binlerce şehidimizin, APO'yu ipten kurtaran politikacıları utandıracak, ibret dolu öykülerini okuyacaksınız.
Adı Levent Selamet. 1976 istanbul doğumlu. Geleceğe ilişkin hayalleri, umutları vardı. Komando olarak gitti askere, Sivas kırsalında birçok kez çatışmaya girdi. Annesi Feride ve babası Kemal bey, haber bültenlerinde, gazete sayfalarında ne zaman şehit haberine rastlasalar içleri burkulur tarifsiz bir korku ve acı sarardı yüreklerini. Ve tarihler 10 Nisan 1997'yi gösterdiğinde, Selamet ailesi, düşünmekten bile korktuğu acı haberi aldı. Oğullan Levent Selamet, Sivas kırsalında çatışmaya girdiği bölücü teröristler tarafından şehit edilmişti. Henüz 21 yaşında, gencecik bir fidandı Levent. O, yaşanacak bir hayatı, umutlarını ve geleceğini bırakarak bu vatan uğruna toprağa düşen binlerce şehitten biriydi artık.
TERHİSİNE 32 GÜN VARDI
Canlan Levent'i şehit veren anne Feride hanımı ve baba Kemal beyi bulmak için İstanbul Esenler'e doğru yola çıkıyoruz. Verilen adrese geldiğimizde bizi, dimdik ayakta duran Şehit Er Levent Selamet Apartmanı karşılıyor.
Anne Feride hanım ve baba Kemal bey bizi içeriye buyur ediyor. Evin her yerinde şehit Levent'in çeşitli görüntüleri var. Kiminde elinde silahı ile karlı dağlan tırmanıyor, kiminde güneşten yanmış yüzüyle bir kayanın üstünden uğruna savaştığı vatanına gülümsüyor. Ve bazı fotoğraflar var ki, terör örgütü elebaşısı siyasilerin yüzlerine bir tokat gibi iniyor! Günlerce yürümekten yara içinde kalmış ayaklarını sarıyor, kayalarda sürünürken parçalanmış kollarına pansuman yapılıyor. Yürekleri burkan bu sessizliği hâlâ gözlerindeki yaşlar dinmeyen baba Kemal bey bozuyor. Kemal bey sesi titreyerek anlatmaya başlıyor. "Oğlum gelince sokağın köşesinde bir elektrik malzemesi dükkanı açacaktık. Evin üst katını yaptırıp evlendirecektik. Bize söyleyemese de sevdiği bir kız vardı. Terhis olmasına sadece 32 gün kalmıştı. Telefon etti. Sivil giysilerini istedi. Nasıl göndereceğimizi sorduğumda ise Cumartesi günü İstanbul'a izine gelen arkadaşım yanınıza uğrayacak. Ona verin, bana getirir dedi. Ne acı ki, Cumartesi günü arkadaşının yerine Levent'in ölüm haberi geldi." Levent'ini şehit veren Anne Feride Selamet'in acısı, aradan geçen 5 yıla rağmen hâlâ taze. Gözlerinden akan yaş hiç dinmiyor. Evlat acısı içine öyle işlemiş ki, "Bakmayın gözlerimden dökülen yaşa, asıl yüreğim ağlıyor, hem de kan ağlıyor" diyor. Ama tüm bu yaşadığı ızdırabı bir kenara bırakıyor ve titreyen dudaklarından şu cümleler dökülüyor.
"Vatan Sağolsun"

VATAN ŞEHİTLERİ

Tek başına 21 PKK'lı teröristin arasına girdi - Binlerce şehidin binlerce gazinin ve 15 yıldır ağlayan Türkiye'nin öyküsü - VIIOsman SERTOĞLU Şehit asker Hanifi Usta, Diyarbakır Silvan Dağlan üzerinde, çetin arazi yapısına rağmen, üstün cesaret ve feragat göstererek, hayatını hiçe sayıp teröröristlerin bulunduğu bölgeye girdi.
Usta ailesinin en sevilen oğluydu Hanifi. 22 yaşında askere alındığında sevinçliydi. Çünkü vatanı için en iyi hizmeti vereceğine inanıyordu. Askerliği seviyordu. Keskin nişancıydı, korkusuzdu. Hem de teröristlerin yuvasına girecek kadar cesur bir yüreğe sahipti. 1994 yılının Mart ayının 26'sında şehit olduğu haberi Usta ailesinin üzerine kara bir bulut gibi çöktü. Hanifi nasıl ölürdü, nasıl şehit olurdu. Onun hayalleri vardı, annesinin beklentileri vardı, oğlunu evlendirecek ve mürüvvetini görecekti. Yetimdi çocukları Fatma Ana'nın. 6 çocuğuna hem annelik hem de babalık yapmıştı. Ev temizlemiş, gündeliğe gitmişti onları okutmak ve yaşatmak için. Ancak en sevdiği en çok değer verdiği oğlu çok uzaklara gitmişti. Hanifi vatanı uğruna şehit olmuştu.
ÖLDÜĞÜNÜ BENDEN SAKLADILAR
Fatma Ana oğlunun şehit olduğunu hemen öğrenememiş. Diğer çocukları ondan saklamışlar, işte Fatma Ana'nın ağzından oğlunun şehit olduğu haberi: "03.26.1994, Diyarbakır, Silvan Dağlan arasında, çatışmada şehit olmuştur. Çatışmaya gidilirken, oğlumun bütün malzemeleri, helikopterden atılıyordu. Yemekleri olsun, battaniyeleri, olsun. Dağlarda botlarını 25 gün çıkarmadan yaşamışlar. Oğlumun ayaklan yara olmuştu. Yırtık elbiselerini herkese gösterirsem, devlet utanır. Oğlum şehit oldu ve 5 erkek çocuğumu yine askere yolladım. 1994'te seçimlerin yapılacağı sırada şehit olmuş. Ertesi gün, bizim evimize iki asker geldi. Askerlerin geldiğini pencereden gördük ve çocuklarım bana, anne bak oy kullanmadın askerler seni almaya geliyorlar, dediler. Askerler kapımızı çaldılar ve oğlumun yaralandığını söylediler.
Bir anneye oğlunun acı haberini getirmek, söylemek o kadar kolay mı? Ben de askere, oğlum o zaman bana bulunduğu hastanenin telefonunu verin, arayacağım, dedim. Telefonu kardeşine verdiler. Kardeşi eve girip telefon etti. Telefonla konuşurken, oğlumun elinden telefon düştü. Ben de çok korktum. Oğlum ne oldu dedim. Yok, anne birşey yok, abim yaralanmış, dedi. Diğer oğlum, hemen beni askerlik şubesine götürdü. Askerdeki oğlumun öldüğünü telefona bakan oğlum, öğrenmiş ve ondan dolayı telefonu elinden düşürmüş. Ben de diğer oğluma inandım. Çünkü hiçbir anne oğlunun acı haberini kabul edemez. Bundan dolayı oğlumun öldüğünü diğer oğlum telefondan konuştuktan, bir saat sonra öğrenebildim. Askerlik şubesinden çıktık. Arabaya bindik. Diğer oğluma ne oldu, kardeşinden bir cevap alabildin mi, dedim. Oğlum da, anne eve gidip kardeşimin nüfus cüzdanını almamız gerekiyor dedi. Oğlum bana hâlâ, askerdeki oğlumun öldüğünü söylemedi. Eve geldik ve oğlum bana dedi ki: Anne ne kadar saf ve yüreğin temiz birisin, Hanifi, çatışmada, şehit olmuş dedi. O an nasıl olduğumu tahmin edebilirsiniz. Dünya adeta başıma yıkılmıştı. Üç gün yataktan kalkamadım."
ŞEHİT OLMAK HANİFİ İÇİN ÖNEMLİYDİ
Şehit olmanın oğlu Hanifi için ayn bir önem taşıdığını söyleyen Fatma Ana onunla ilgili konuşurken gözyaşlarına boğuluyor: "Oğlum, Hanifi çok iyi ve dürüst bir insandı. Askerliğinin bitmesine iki gün kala, operasyona katıldı. Bize telefon açtı. Anne nasılsın, iyi misin? Anne burada arkadaşımınkellesini bana getirdiler, dedi. Ben de oğluma, oğlum kim ne derse desin, atla gel, ne olur, senin ölmeni istemiyorum, dedim. Oğul da, anne ben kesinlikle gelmem ve ben kellemi koltuğumun altına koyup çatışmaya gideceğim. Seni şehit annesi yapacağım ama şehit olursam ağlamayacaksın, dedi. Ve nitekim oğlum öldüğü zaman ben ağlamadım. Benim oğlum vatanı, namusu ve şerefi için şehit olmuştur."
CESUR BİR YÜREK TAŞIYORDU
Fatma Ana onun askerlik yaptığı dönemde korkulu günler geçirdiğini çünkü hergün bir şehit haberi duyduklarını söylüyor. Oğlunun cesur bir yürek taşıdığını belirten Fatma Ana oğluyla son konuşmasını şöyle anlatıyor: "Askerliğinin bitmesine iki gün kala, bana telefon etti. Anne nasılsın dedi. Ben de, Hanifı oğlum, annen kurban olsun sana dedim. Diyarbakır'da durumlar nasıl, hergün şehit oluyor, ben çok korkuyorum, kendine dikkat et, olur mu oğlum, dedim. Sonra oğlum, anne biraz önce bir arkadaşım, kucağında kellesi gitti, dedi. Ben o arkadaşımın acısını almadan eve gelmeyeceğim, dedi. Ben de şehit olacağım, dedi. Fakat, ölürsem benim arkamdan ağlamayacaksın dedi. Hemen şimdi bir operasyon var, operasyona hazırlanıyoruz, komutanımız herkes annesini arayıp helallik alsın, dedi, inşallah arkadaşımın acısını almadan geri dönmeyeceğim, dedi ve o bizim son konuşmamız oldu. Oğlum da isteğine kovuştu. Arzu etti ve başardı. Allah bütün şehitlere rahmet eylesin."
'BİZİM SESİMİZİ DUYMUYORLAR'
Abdullah Öcalan'ın kendilerine hem maddi hem manevi borcu olduğunu ve bunun ödenmesini beklediklerini de sözlerine ekleyen Fatma Ana 'Kan paramızı istiyoruz' diyor. "Abdullah Öcalan, davası hakkında konuşa konuşa bir hal olduk. Ben şimdi konuşacağım. Sesimi belki duyacaklar, belki de duymayacaklar. Bizim konuşmamız onlar için hiçbir şey ifade etmiyor. Ülkemizde yaklaşık 40 bin üzerinde şehit var. Devletin bize yapacağı en büyük iyilik, Apo'yu İmralı Adası'nda rahat ve konforlu bir şekilde yaşatmak. Astıralım desek sanki astıracaklar. Kesinlikle asmazlar. Devlet Şehit Analarını takmıyor. Yıllardır bu soruyu soruyoruz. Fakat bir türlü bir cevap alamıyoruz. Apo'nun ölmesini isteriz ama bize kulak veren kimse yok. Kanun ne diyorsa o olur."
İŞTE KAHRAMAN ASKERİN ÖDÜLLERİ
P. Komd. Er Hanifi'ye üstün başarısı nedeniyle kendisine, KESKİN NİŞANCI görevi verilmiştir. 31 mart 1993 tarihinde, birliği ile OHAL Bölgesinde intikal etmiştir. Burada aldığı görevler gösterdiği üstün başarısı ve kahramanlığı nedeniyle kendisini kritik bir görev olan ROKETATAR NİŞANCISI görevi verilmiştir. Kendisi 14 Mart 1994 tarihinde birliği ile tekrar OHAL Bölgesine intikal etmiştir. Burada Uzman Onbaşı olmak isteğiyle müracatta bulunmuş bu isteği Komutanlıkça uygun karşılanmıştır. Ancak Uzman Onbaşılıkla ilgili işlemler sürdürülürken 26 Mart 1994'tarihinde Diyarbakır ili, Kulp İlçesi, Beyruh Mahallesi, Kaşo Tepe mevkiinde, teröristlerle çıkan çatışmada baskı ateşi altında olan timini rahatlatmak, silahı olan RPG-7 Roketatarlarını daha uygun bir mevzide kullanmak maksadıyla kahramanca, 21 teröristin grubunun bulunduğu mevzilere askerlik kıyafetlerini değiştirerek, teröristlerin arasına girmiş ve teröristlere, beni askerler yakalayacaklardı, ellerinden zor kurtuldum. Ben sizlerdenim, demiş. Atışa hazır hale getirdiği silahını tam ateşleyeceği sırada açılan hain terörist ateşi neticesinde, şehit olmuş ve 21 teröristin ölü olarak ele geçirilmesine büyük katkıda bulunmuştur.